Okul Müdürlerinin Karşılaştığı Sorunlar Araştırıldı
Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Dr. Şahin Çetin okul müdürlerinin yönetim sürecinde karşılaştıkları başlıca sorunları araştırdı. Araştırma sonucunda okul müdürlerinin karşılaştığı en yaygın sorunun malî kaynakların yönetimi olduğu belirlendi.
İstanbul, Muğla, Kocaeli ve Bursa illerinde bulunan ve ölçüt örneklem yoluyla belirlenen çeşitli tür ve kademedeki okullarda görev yapmakta olan 22 müdür katıldı. Yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanan verilerin tematik analizi sonucunda, okul müdürlerinin karşılaştığı en yaygın sorunun malî kaynakların yönetimi olduğu belirlendi. Bu sorunu velilerle ilişkiler, öğretmenlerle ilişkiler, fiziksel koşullar ve yönetsel sorunlar takip etti. Okullardaki eğitim ve öğretimin niteliği üzerinde anlamlı katkısı olabilecek eğitim/öğretim liderliğinin okul müdürlerinin önceliklerinden biri ol(a)madığı görüldü.
Kastamonu Eğitim Dergisinde yayınlanan çalışmanın son bölümünde’ Okul müdürlerinin yönetimde karşılaştığı başlıca sorunları belirlemeyi ve bunları okullarında nasıl deneyimlediklerini incelemeyi amaçlayan bu araştırma, sorunların daha çok işletme yönetimi alanında yoğunlaştığını göstermiştir. Okul müdürlerinin karşılaştığı en yaygın ve öncelikli problem, başta hizmetli personel istihdamı olmak üzere bakım, onarım, kırtasiye vb. birçok ihtiyaç için malî kaynak bulmaktır. Bu sonuç literatür ile (örneğin, Aslanargun ve Bozkurt, 2012; Çınkır, 2010; Demir, 2016; Demirtaş ve Özer, 2014; Hoşgörür ve Arslan, 2014; Mirici vd., 2003; Özer vd., 2015; Sarıce, 2006; Semerci ve Çelik, 2002) uyumludur.
Eğitimde en önemli finansman kaynağı konsolide bütçedir. Son iki yılın rakamları incelendiğinde, merkezî bütçeden Millî Eğitim Bakanlığına 2017 yılında %13,18; 2018 yılında ise %12,13 oranında pay ayrıldığı görülmektedir. MEB bütçesinin milli gelire oranı 2017 yılı itibarıyla %3,54 ve 2018 yılı için %2,69’dur. Bütçenin büyük bölümü personel giderleri (%69) ve sosyal güvenlik devlet primi giderlerine (%11) gitmektedir. 2018 MEB bütçesinden yatırıma ayrılan pay %8,36’dır (MEB, 2018). Okullara merkezî bütçeden doğrudan bir kaynak tahsisatı yapılmamakta; okulların ısınma, elektrik, su gibi giderleri devlet tarafından karşılanmakta, ihtiyaç duyulan malzemelerin alımı merkezî birimlerce yapılmaktadır. Bunların dışında kalan bakım, onarım, temizlik, malzeme ve kırtasiye alımı, bilgisayar ve fotokopi makinelerinin bakım ve onarımı, yardımcı personel ücretleri ve sosyal etkinlik giderleri gibi birçok ihtiyacın karşılanması okulların sorumluluğu olarak kabul edilmektedir (Borazan, 2010). Okulun işleyişi açısından kritik öneme haiz olabilen bu tür ihtiyaçlar için gerekli malî kaynağı bulmak okulların ve okul müdürlerinin en önemli sorunu olmaktadır. Okullar bu tür ihtiyaçlar için kaynağı kantin gelirlerinden, bağışlardan, okul-aile birliğinden, düzenledikleri çeşitli gezi ve etkinliklerden (okul bahçesini çeşitli faaliyetler için kiralamak gibi) sağlamaktadır. Bunun dışında, ihtiyaçlar veya giderler için okul müdürleri bazen çeşitli etkinlikler düzenleyerek okula gelir sağlamaya çalıştıklarını ifade etmiştir. Bu noktada okula kaynak sağlamada önemli bir işlev icra eden okul aile birliklerinin velilerle ilişkileri olumsuz etkileme ihtimali okul müdürlerince göz ardı edilmemelidir. Araştırmalar okul-aile birliklerinin gerekliliği konusunda şüphe olmadığını; ancak para toplama, toplanan paranın harcanması gibi hassas işlerin şikayetlere, olumsuz düşüncelere ve güvensizliğe neden olabildiğini göstermektedir (Demirtaş ve Özer, 2014).
Nitekim okul müdürlerine göre karşılaştıkları en önemli ikinci sorun velilerle ilişkilerdir. Bu konudaki en temel problem; özellikle sosyoekonomik bakımdan dezavantajlı ve düzensiz ailelerden veli destek, ilgi, işbirliği ve katılımının yetersiz olmasıdır. Bu sonuçlar genel olarak literatür ile (Aksoy, 1999; Bayar, 2016; Çakır ve Özelmacı, 2017) uyumludur. Okul çevresinin sosyoekonomik düzeyi düştükçe sorunların arttığını (Demirtaş vd., 2007) ya da gelişmişlik düzeyi daha düşük yerleşim yerlerindeki okullarda öğretmen, derslik, laboratuvar vb. ihtiyaçların daha fazla olduğunu (Çıngı, Kadılar ve Koçberber, 2013) gösteren araştırmalarla birlikte değerlendirildiğinde bu sonuç önemli bir soruna işaret etmektedir. Sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerden gelen ve benzer bir çevredeki okula devam eden çocuklar iki yönlü ve derin bir dezavantaj yaşamaktadır. Bu dezavantaj durumunun bölgeler ve okullar arası başarı farklılıklarının temel nedenlerinden biri olduğu iddia edilebilir. Ebeveynlerin çocuklara karşı aşırı müsamahakâr ve kuralsız, okula karşı ise talepkâr ve suçlayıcı tutumu, dayanaksız şikâyetleri velilerle ilişkiler teması kapsamındaki diğer bir önemli sorundur. Velilerin birbirini daha kolay etkileyebilmesine ve daha kolay organize olabilmesine izin veren sosyal ağların kullanımının artmasıyla bu tür sorunların daha da artabileceği öngörülebilir.
Katılımcıların ifade ettiği diğer bir önemli sorun öğretmenlerle ilişkilerdir. Maalesef bu konuda müdürlerin suçlayıcı bir bakış açısına sahip olduğu ve görev motivasyonu, görev bilinci, mesleki yeterlik gibi konularda öğretmenlerden şikayetçi oldukları müşahede edilmiştir. Mesleği ikinci planda tutma, gelişmelere ayak uyduramamak, yönetsel süreçler ve işleyiş ile mevzuat konularında yetersiz ve ilgisiz olmak yaygın şikâyet konularıdır. Öğretmenlerin nitelikleri ve mesleki yeterliklerinin de önemli bir sorun alanı olduğu ifade edilebilir. Diğer önemli sorun alanları, fiziksel koşullar ile yönetsel sorunlardır. Yönetsel sorunlar kapsamında ifade edilen kadrolu öğretmen eksikliği/ücretli öğretmenlik ve yetki-sorumluluk dengesi konuları özellikle dikkate değerdir. Okul müdürleri görev ve sorumlulukları karşısında yetkilerinin çok az olduğunu ve mevzuatın aşırı kısıtlayıcı olduğunu ifade etmiştir. Sonuçların genel olarak literatür ile uyumlu olduğu görülmektedir (Keser ve Gedikoğlu, 2008).
Her biri ayrı uzmanlık gerektiren, birbirinden oldukça farklı ve çeşitlilik arz eden görevlerin yerine getirilmesine dair sorumluluğun tek bir kişiye, yani okul müdürüne verilmiş olmasının, söz konusu görevlerin tam anlamıyla ve sağlıklı bir şekilde yapılmasını zorlaştırdığı, hatta zaman zaman imkânsız kıldığı söylenebilir (Keser ve Gedikoğlu, 2008). Elde edilen veriler ışığında, okul müdürlerinin araştırmada yer alan hemen her alanda ve özellikle okul gelişimi ve eğitim öğretim işleriyle ilgili alanlarda sorumluluklarını yerine getirirken yetkilerini tam olarak kullanma noktasında problemleri olduğu ortaya çıkmıştır (Çınkır, 2010; Demir, 2016; Demirtaş ve Özer, 2014; Keser ve Gedikoğlu, 2008; Kişioğlu vd., 2005; Semerci ve Çelik, 2002; Sarıce, 2006).
Okul müdürlerinin özellikle eğitim ve öğretime liderlik etmesi hem mevzuatta, hem eğitim yönetimi literatürü ile sosyal ağlarda, hem de okul müdürlerinin söyleminde sıklıkla ve yoğun bir biçimde ifade edilmekte ve ön plana çıkarılmaktadır. Ancak mevcut araştırmanın sonuçları ve ilgili literatür gerçekteki durumun oldukça farklı olduğunu göstermektedir. Pratikte okul müdürleri neyin nasıl öğretildiğine ve nasıl daha iyi öğretilebileceğine odaklanan eğitim öğretim liderlerinden ziyade okulda işlerin nasıl idare edilebileceğine odaklanan birer okul işletmecisi olarak rol ve işlev icra etmektedir. Okul müdürlerinin görev ve sorumluluklarının çokluğu ve çeşitliliği, eğitimleri ve yetiştirilmeleri ve okulların mevcut durumu dikkate alındığında bu sonucun mevcut koşullarda kaçınılmaz ve doğal olduğu tartışılabilir. Bu sorun, okul müdürlerinin eğitimin niteliğine doğrudan olumlu katkı sağlayabilecek birikim ve yeteneklerini okulun öncelikli amaçları kullanmalarını zorlaştırabilmektedir. Liderliğin eğitim ve öğretimin niteliği, okul ve öğrenci başarısı üzerindeki etkisi düşünüldüğünde güçlü bir liderliğin ihmal edilemeyecek bir gereklilik olduğu açıktır. Bu nedenle eğitsel liderlik/ öğretim liderliği bağlamda iki öneri makul görünmektedir.
İlk öneri, görev tanımı okuldaki eğitim ve öğretime liderlik etmek” olacak ve eğitim bilimleri/alan eğitiminde lisansüstü (tercihen doktora düzeyinde) eğitim almış bir eğitim-öğretimden sorumlu müdür yardımcılığı görevinin ikame edilmesidir. Bununla bağlantılı ikinci öneri, okullarda liderliğin daha fazla dağıtılması ve paylaştırılmasını sağlayacak yapısal önlemlerin düşünülmesidir. Eğitim-öğretim başta olmak üzere çeşitli görevler için yukarıda önerilen eğitimöğretimden sorumlu müdür yardımcısı, zümre başkanları ve ilgili öğretmenlerden oluşan uzman ekiplerden daha fazla yararlanılması okulların başarısına, eğitim ve öğretimin niteliğine olumlu katkı sağlayabilir. Dağıtılmış liderlik, hem okullarda başarıyı ve niteliği arttırma, hem öğretmenler arası işbirliğini ve birlikte öğrenmeyi geliştirme potansiyeli yüksek bir liderlik perspektifi olarak okullarda ve okul yönetiminde daha fazla yer almalıdır.
Diğer bir öneri okul müdürlerinin mesleki eğitimlerine ilişkindir. Okul müdürü yetiştirme ve mesleki gelişim programları ile eğitim yönetimi ve denetimi yüksek lisans programları okulların pratik gerçekliğini daha fazla dikkate almak durumundadır. Okul işletmeciliği konusu eğitim yönetimi ve denetimi programlarında ihmal edilen bir konudur. Kaynakların yönetimi, çevre ile ilişkiler, personel yönetimi vb. konularını içeren bir okul işletmeciliği dersine eğitim yönetimi ve denetimi yüksek lisans programlarında yer verilmesi bu alanda daha fazla araştırma ve bilgi üretilebilmesine ve üretilen bilginin uygulamaya olumlu katkılar yapmasına imkân sağlayabilir’ denildi.
Kaynak: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/759270
İLGİLİ HABERLER