İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cemil Meriç Sosyal Bilimler Bir İlke Daha İmza Attı

Sakarya’nın Serdivan İlçesinde düzenlenen Marmara Felsefe Kongresine katılan Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimleri Lisesi öğrencisi Ömer Çağatay Balkaya; “Tarihsel Praxis’in İçerisinde Deneyimlenemeyen Bir Tarihin İmkânı/İmkânsızlığı” başlıklı bildirisiyle kongreye katılan akademisyenlerden büyük övgü aldı.

Serdivan Fikir Sanat Akademisi ve Sakarya Üniversitesi Felsefe Topluluğu’nun organize ettiği ‘Felsefenin İmkânı’ konulu Marmara Felsefe Kongresi’ne katılan Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileri, Sakarya’da bir ilke imza attılar. 25-26 Nisan’da Serdivan Fikir Sanat Akademisi’nde düzenlenen, Marmara’nın birçok farklı şehrinden katılan üniversite öğrencilerinin bildirilerini sunduğu kongrede, Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi Ömer Çağatay Balkaya da bildirisini sundu. ‘Tarihsel Praxis’in İçerisinde Deneyimlenemeyen Bir Tarihin İmkânı/İmkânsızlığı’ başlıklı bildirisinde Ömer Çağatay Balkaya, 19.yüzyılın iki büyük filozofu Hegel ve Marx üzerinden felsefenin imkânlarını sorguladı. ‘Felsefi düşünce doğal entropilerle çalışan bir buhar makinesine benzetilebilir mi? Felsefe, tarih üzerinde düzen koyuculuğa giriştiği andan itibaren kendi yanılgısını mı üretir?’ gibi sorulardan hareketle düşünen lise öğrencisi Balkaya, kongreye katılan Ali Utku, Cüneyd Kaya gibi önemli akademisyenlerden tebrik aldı.

Kongreye katılan akademisyenler felsefe konusunda görüşlerini şu ifadelerle dile getirdiler: “Medeniyet tarihinin toplumsal kırılmaları, insan zihninin düşünme serüvenindeki fay kırıklarıdır. Her felsefi sistem kültürel ve tarihsel bir içtüzüğün içinde konumlanır; kendi imkânlarını onunla tâyin eder. Yirmi birinci asırda felsefe, postmodern söylemler bütününün içinde marjinalize olmuş görünür. Fakat gerçekte de felsefe, çağının sosyo-kültürel kodlarından kendini izole etmiş bir aykırı söylem, bir tür kendinde-şey haline mi gelmiştir? Felsefe, felsefe olarak, yalnızca ‘felsefe yapmaya’ mı yarar? Bilakis, bugün felsefe paradigmatik bağıntı alanlarıyla kendini var eder. Onun interdisipliner oluşu, her düşüncenin içine sızar niteliği, bilginin, Baudrillard’ın deyişiyle söylersek ‘aşırı fenomenler’den biri haline gelmesiyle ilişkilidir. Bugün felsefe transepistemik’tir. Ve tam da bu yüzden, felsefenin imkânlarının konuşulması gerekir. Yirmi birinci yüzyılda insan zihninin sınırları üzerine düşünmek, bize onu aşmanın imkânlarını verebilir. Çünkü sınır, imkândır ve içimizdeki bu fay kırıklarını göstermek, sosyal bilimcilerin en büyük ödevidir”