İstanbul
Parçalı bulutlu
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Marmara Basın Yaşam 'Sinema gözden kalbe gitmeli'

'Sinema gözden kalbe gitmeli'

Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Türk Sinemasının önemli yönetmenlerinden Semih Kaplanoğlu Sinema Okur-Yazarlığı dersinde Büyükşehir Akademi’nin konuğu oldu. Kaplanoğlu, “Benim için film yapmak zamanın içinde bir zaman inşa etmeye çalışmaktır. Bence sinema göze hitap etmiyor. Sinema göz denen organdan kalbe gitmeli” dedi.
SAKARYA Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Türk Sinemasının önemli yönetmenlerinden Semih Kaplanoğlu Sinema Okur-Yazarlığı dersinde Büyükşehir Akademi’nin konuğu oldu. Ofis Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen programın moderatörlüğünü Yazar Enver Gülşen üstlendi. Kaplanoğlu Sakaryalılar ile gerçekleştirdiği buluşmada sinema tutkusunun başlangıcına ve kendi sinemasının inceliklerine değindi. Sinema ile erken tanıştım Yaptığı filmlerin hayatın bir yerine değiyor olmasının çok önemli olduğunu söyleyen Kaplanoğlu, “Film yapma isteğinin çocuklukla çok yakın bağları var. Ben İzmir’de doğdum. En sessiz olup annemi rahat bıraktığım yer yazlık sinema salonuymuş. 3-4 yaşlarıma geri gittiğimde hatırladığım şeyler bir perde, film ve su kokusudur. İlk sinemayla bağı orada kurdum. Doğduğum andan itibaren sinema bildiğim bir şey. Bizim evimizde de küçük bir projeksiyon makinesi vardı. Orada bazen çizgi filmler bazen siyah beyaz filmler 8 milimetrelik projeksiyondan bizim evin bahçesine kurulan perdeye yansırdı ve hep beraber seyrederdik” diye konuştu. Dünyanın görünmeyen tarafı Kaplanoğlu, “Bazen babamın getirdiği kasetli kamera ile ben kendim ufak tefek şeyler çekerdim ve onları perdeye yansıtırdık. Okumaya başladıktan sonra uzun bir süre kameraya elimi sürmedim. 1976-77’den 1984’e kadar İzmir’deki Fransız ve İtalyan kültür merkezlerinde Fransız ve İtalyan sinemasının belki de bütün filmlerini izledim. Bunlar bende bir altyapı oluşturdu. Üniversite okuduğum sıralarda neden bu dünyadayım? Bu görünen dünyanın ardında da bir şeyler var galiba hissi bende oluştu. Ve görülen dünyanın görünmeyen tarafını nasıl ortaya çıkarabiliriz diye düşündüm. Filmler, kitaplar, şiirler o görünmeyen şeyi bize yaklaştırmaya çalışıyor. Çünkü her birimizin baktığı ve gördüğü şey farklı.” Ana madde zamandır Düşüncelerinin 1986’ya kadar bir disiplin altında olmadığını ifade eden Kaplanoğlu, “Okuldan mezun olduğumda film yapıp yapmama konusunda çok emin değildim. Tarkovsky’nin Ayna filmini gördükten sonra içimde hissettiğim ve adını koyamadığım şeyin yapılabilir olduğunu fark ettim. Ayna benim için her şeyi değiştiren bir dönüm noktası ve cesaret kaynağı oldu. Tarkovsky sinemanın ana maddesi zamandır der. Bizim dönemimizde 3 buçuk ve 11 buçuk dakikalık film bobinleri vardı. Bu nedenle kurgulamayı yaptığımız zaman parçalarını elimizde tutuyorduk. Zaman kavramının önemini öğrendikten sonra kendi toplumum ve kültürümle de bağlarını kurmaya başladım. Film yapmak demek zamanda bir şey inşa etmek demekti. Benim için film yapmak zamanın içinde bir zaman inşa etmeye çalışmaktır. Bence sinema göze hitap etmiyor. Sinema göz denen organdan kalbe gitmeli” ifadelerini kullandı.
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *