Liyakatin Terk Edilişi ve Gelecekteki Bedeli
Kamu kurumlarının varlık sebebi, vatandaşlara en iyi hizmeti sunmak, adaleti ve düzeni sağlamak, devletin işleyişini etkin ve verimli hale getirmektir.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, kamunun asli işlevi ikinci plana atılmış durumda.
Artık devlet kadroları, gerçekten yetenekli ve donanımlı kişilerin değil, siyasi bağlantıları kuvvetli olanların geçiş kapısı haline gelmiş durumda.
En küçük birimlere dahi siyasi aktörlerin doğrudan veya dolaylı müdahale ettiğini görmek mümkün. Üstelik bu durum yalnızca iktidar eliyle değil, muhalefetin kontrolündeki belediyeler ve diğer kurumlar aracılığıyla da gerçekleşiyor.
Herkes kendi etki alanında "adil sistemi" diline doluyor, fakat liyakatin sistematik olarak dışlandığı bir düzen kurmaktan geri durmuyor.
Niteliksiz kadroların devlete maliyeti de aslında oldukça yüksek.
Kamuya alınacak personelin yetkinliği, o kurumun başarısını doğrudan belirler. Sağlık, eğitim, güvenlik, adalet gibi temel hizmet alanlarında görev alacak kişilerin işini hakkıyla yapabilmesi, milyonlarca insanın hayatına doğrudan etki eder. Ancak bugün işe alım süreçlerinde yapılan tercihler, nitelik ve yetkinlikten çok, sadakat ve bağlılık üzerinden şekilleniyor.
Bu sistemin en büyük zararını, doğrudan halk görüyor. Hastaneye gittiğinde işini bilmeyen bir memurla, belediyede hakkını ararken ilgisiz bir görevliyle, eğitim kurumlarında yetersiz bir yöneticiyle karşılaşan vatandaş, devletine olan güvenini kaybediyor. Kamu hizmetlerindeki verimsizlik, hatalar, skandallar arttıkça, sistem kendi kendini tüketmeye başlıyor.
Peki, bunun uzun vadede ne gibi sonuçları olur? Öncelikle, liyakatsiz atamalar devlet kurumlarını yıpratır, hizmet kalitesini düşürür ve devlete olan güveni zedeler.
Vatandaş, işini düzgün yapamayan bir kamu görevlisine duyduğu öfkeyi sadece o kişiye değil, onu oraya getiren sisteme yöneltir. Bu da devletin itibarını sarsar.
Bir diğer önemli sorun, yetenekli insanların dışlanmasıdır.
Kamuya gerçekten katkı sunabilecek, bilgi birikimiyle ülkeyi ileriye taşıyabilecek bireyler, yalnızca siyasi destekçileri olmadığı için dışlanınca, yetenekler ülke içinde heba olur ya da yurt dışına göç eder. Beyin göçü yalnızca akademik alanda değil, kamuda da ciddi bir sorundur. Bugün ehil insanların elenmesi, yarının niteliksiz kadrolarıyla yönetilen bir devleti doğuracaktır.
Bu durum siyaset için de bir çıkmaz.
Liyakati göz ardı eden siyasi aktörler, kısa vadede bazı kazançlar elde edebilir. Örneğin, sadakat esasına dayalı bir kadrolaşma, belli grupların desteğini perçinleyebilir. Ancak bu, son derece kısa vadeli bir hesaplamadır. Çünkü siyaset, yalnızca kendisine doğrudan bağlı olan bir kitleye yaslanarak sürdürülemez. Kamu hizmetlerindeki aksaklıklar, vatandaşın günlük yaşamında bizzat deneyimlediği sorunlara dönüşür. Elektriği kesildiğinde, trafikte saatlerce beklediğinde, hastanede hizmet alamadığında, işini bilmeyen bir memura denk geldiğinde, insanlar bunun hesabını soracakları bir muhatap ararlar.
İşte burada, siyasetin oy kaybı devreye girer.
Bugün sadakat üzerinden yapılan atamalar, yarın liyakatsizlikten doğan sorunlar nedeniyle seçmen kayıplarına yol açar. Üstelik bu kayıp, yalnızca bir dönemlik değil, uzun vadeli bir çöküşe neden olabilir. Çünkü kamu hizmetlerindeki kalite düşüşü, toplumun genel refah seviyesini aşağı çeker ve yönetici elitin halka olan bağını koparır.
Kısa vadeli kazanımlar için yapılan bu tercihler, uzun vadede büyük bedellere neden olacaktır. Gerçek güç, etrafınızı sizi sorgusuz sualsiz destekleyenlerle değil, en iyilerle donatmaktan gelir. Siyasetçiler, liyakati göz ardı ederek aslında kendi sonlarını hızlandırıyorlar. Çünkü devletin güçlü olduğu bir düzende siyaset de güçlüdür; ancak devlet çürüdüğünde, siyaset de kaçınılmaz olarak çöker.
Her zaman söylüyorum; liyakati yok saymak, yönetimi terk etmektir.
Günlük çözüm üretmek, günü kurtarır ama geleceği inşa etmez. Kamu yönetiminde liyakati yok saymak, aslında yönetimi terk etmekle eşdeğerdir.
Bugün birilerini mutlu etmek için yapılan siyasi atamalar, yarın ülkenin önüne aşılması güç bir enkaz bırakacaktır.
Yeteneksiz kadrolar devleti yönetemez, devlet yönetilemez hale geldiğinde ise yalnızca siyasiler değil, bütün toplum bedel öder.
Liyakat, siyasi bir lüks değil, bir zorunluluktur. Onu terk edenler, yalnızca devleti değil, kendi geleceklerini de tehlikeye atıyor.
