İstanbul
Parçalı bulutlu
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Soulmates ve Algoritmaya Teslim Edilen Aşk

YAYINLAMA:

Ruh eşinizi bulmak için kendinizi algoritmaya teslim edecek misiniz?

Bazı diziler vardır; izlenir, biter ve zihinden usulca silinir. Popüler bir dijital platformda yayımlanan Soulmates onlardan değil. Bu dizi, izlendikten sonra insanın yakasını bırakmıyor, çünkü yalnızca bir gelecek tasviri sunmuyor, aynı zamanda bugünün arzularını ve zaaflarını çıplak bir şekilde yüzümüze tutuyor. Bilim kurgu etiketi taşısa da anlattığı hikayeler teknolojiden çok insan psikolojisiyle ilgili.

Dizinin çıkış noktası son derece basit ama bir o kadar da sarsıcı: Ruh eşini bulan bir sistem. Uygulama değil, daha kurumsal, daha ciddi, daha “bilimsel” bir merkez. İnsanlar başvuruyor, kan tahlilleri, biyometrik veriler, psikolojik ölçümler barındıran bir dizi testlerden geçiyor … Testlerin nasıl çalıştığı tam olarak açıklanmıyor. Zaten belirsizlik burada başlıyor. Sonuçta sistem ya bir eşleşme bildiriyor ya da sizi beklemeye alıyor. Günler, yıllar, belki bir ömür boyu. Çünkü ruh eşiniz henüz bu testler için başvuru yapmamış.

İlk bakışta bu bir ütopya gibi sunuluyor. Aşkın belirsizliğini ortadan kaldıran, “yanlış insan” ihtimalini sıfırlayan bir düzen. Ama Soulmates, tam da bu noktada frene basıyor ve soruyor:

Ya doğru insan sandığımız şey, karanlık tarafımızın aynasıysa?

Bir bölümde, bir kadın ruh eşiyle tanışıyor ve onun bir katil olduğunu öğreniyor. Asıl sarsıcı olan ise bu bilgi değil; kadının, kendi içinde de bastırdığı şiddet eğilimlerini fark etmesi. Ruh eşi, onu tamamlamıyor; onu açığa çıkarıyor. Bölüm, kadının ruh eşini öldürmesiyle sona eriyor. Burada dizi, romantik anlatılara nadiren sorulan o rahatsız edici soruyu ortaya atıyor:
Aşk bizi iyileştirir mi, yoksa olduğumuz şeyi büyütür mü?

Başka bir bölümde ise ruh eşi, daha tanışma gerçekleşmeden ölüyor. Geride kalan kişi derin bir depresyona sürükleniyor, intihar düşünceleriyle psikoterapiye yönlendiriliyor. Bu noktada dizi, bireysel travmadan kolektif sömürüye geçiyor. Depresif, kırılgan, anlam arayışındaki insanlar; aşkı kutsallaştıran, intiharı “kavuşma” olarak pazarlayan bir yapı tarafından manipüle ediliyor. Dini semboller, sözde ritüeller, bağış adı altında toplanan paralar… İnsanlara kendi mezarlarını kazdıran bir düzen.
Burada teknoloji geri planda; sahnede olan şey, umut sömürüsü.

Dizinin en çarpıcı bölümlerinden biri de evli bir çift üzerinden ilerliyor. Yıllardır birlikte olan, çocuk sahibi bir çift, test yaptırıyor ve her ikisi de farklı ruh eşleriyle eşleşiyor. Bilimsel “gerçek” karşısında evliliklerini bitiriyorlar. Ancak zaman geçtikçe, çocuklar bahanesiyle bir araya geldiklerinde fark ettikleri şey şu: Sevgi hâlâ orada. Özlem hâlâ canlı. Ama artık geri dönüş yok. Çünkü kararlarını kalplerine değil, algoritmaya teslim etmişler.
Soulmates burada sessiz ama sert bir cümle kuruyor:
Bilimsel kesinlik, duygusal hakikatin yerine geçtiğinde, kayıplar geri döndürülemez olur.

Dizi boyunca tekrar eden ortak bir gerçek var: Sistem kusurlu. Sömürülebilir. Yanlış yönlendirebilir. Yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Ve tüm bunlar açık açık gösteriliyor.
Ama asıl mesele şu: Buna rağmen biz yine de denemek ister miyiz?

Muhtemelen evet.

Çünkü Soulmates, yalnızca geleceği anlatmıyor, bugünü de ifşa ediyor. Bugün de benzer uygulamalar var. Algoritmalarla eşleştiren flört sistemleri, kişilik testleri, uyum analizleri… Hepsi “sana en uygun olanı” vaat ediyor. Bu dizi, o vaadin bir adım ötesini gösteriyor sadece. Göstere göstere tehlikeyi haber veriyor, riskleri sergiliyor ama merakı ortadan kaldırmıyor.

Belki de Soulmates’in asıl başarısı burada yatıyor. Bizi uyarmıyor; bizi tanıyor.
İnsan merakının, yalnızlığının ve “ya gerçekten varsa?” sorusunun, tüm etik itirazlardan daha güçlü olduğunu kabul ediyor.


Bir gün böyle bir sistemle karşılaşırsak, ne kadar eleştirirsek eleştirelim, içimizden bir ses yine soracak:
“Ya ruh eşim gerçekten oradaysa?”

İşte asıl tehlike tam da burada başlıyor.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *