İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Yapayın Zekâsı, Zekânın Yapayı

YAYINLAMA:

Bir zamanlar insan zekâsı, doğayı şekillendiren, evreni sorgulayan, kendini tanımaya çalışan kudretli bir cevherdi. 

Şimdi ise ekranlara kilitlenmiş bakışlar, hazır düşüncelerle yetinen zihinler arasında dolaşıyoruz. Zekâ, artık sadece bireyin değil, sistemlerin, algoritmaların ve yapay aklın konusu ve ne gariptir ki, "yapay zekâ" dediğimiz şey, zamanla gerçek zekânın yerini almaya başladı. Belki de asıl yapay olan artık zekâ değil, onu taşıyan bizleriz.

İçinde yaşadığımız çağda, zekânın yapayı değil, yapayın zekâsı yükseliyor. Günlük yaşantımıza sızmış, kararlarımızı yönlendiren, tercihlerimizi şekillendiren dijital sistemler artık sadece araç değil, karar verici konumundalar. Ama asıl dikkat edilmesi gereken, bu sürecin kendi kendine başlamamış olmasıdır. İnsan aklının manipüle edildiği, yönlendirildiği, hatta fark edilmeden törpülendiği bir dönemin içindeyiz.

Ne yediğimiz belli ne de düşündüğümüz gerçekten bize ait. Raflarda yer alan gıdaların içeriği ile değil, etkisiyle ilgileniyoruz. Zihinleri uyuşturan, dikkati dağıtan, odaklanmayı zorlaştıran bir beslenme zinciri kuruldu. Düşünen birey değil, sorgulamadan tüketen birey makbul. Çünkü sorgulayan zihin, yönlendirmeye dirençlidir. Bu yüzden belki de farkında olmadan, zihinlerin keskinliği törpüleniyor.

Yaşanan olaylar—küresel krizler, sürekli değişen gündemler, bilgi bombardımanı—insan aklını yorar hale geldi. Herkesin her şeyi bildiği, ama kimsenin hiçbir şeyden emin olamadığı bir belirsizlik çağındayız. Ve bu ortamda, yönetenler ile yönetilenler arasında kurulan görünmez bir akıl dengesi var: Birileri planlıyor, diğerleri ise sadece tepki veriyor.

İşte bu noktada yapay zekâ devreye giriyor. Tarafsız, hesap yapabilen, yorulmayan bir zekâ olarak sunuluyor. Ama bir şey unutuluyor: Zekâ, sadece hesap yapmak değildir. Zekâ, irade ile birleştiğinde anlam kazanır. Oysa bizler, irademizi bile başkalarının şekillendirmesine sessizce razı olmuş gibiyiz. Bu pasifliğin içinde, yapay zekânın aktif rolü büyüyor. Onu yönlendirecek olan insan aklı, bu hızla giderse, yönlendirilmesi gereken bir nesneye dönüşecek.

Bugün geldiğimiz noktada, insanlık yapay zekâdan ürküyor. Çünkü ne yapacağını kestiremiyor. Aslında korku, yapay zekâya değil, ona yön verecek zekânın kaybolmasına. Çünkü asıl tehlike, bir gün yapay zekâyı yönlendiremeyecek kadar düşünme yetimizi kaybetmiş olmamızdır.

Zekânın yapayı bir yana, yapayın zekâsı artık bir ihtiyaç değil, kaçınılmazlık. Ama unutulmamalı: En üstün algoritma bile, yönünü kaybetmiş bir akıl toplumunun içinde sadece bir gölge olur. Biz, o gölgenin içinde yavaşça kaybolurken, belki de asıl soruyu sormalıyız: Gerçekten akıllı olan kim? Ve bu çağda, akıllı olmak neye yarar?

Belki de artık zekâyı yeniden tanımlamanın vakti gelmiştir.
Ama önce, düşünmeyi hatırlamalıyız.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *