İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Onlar süs değil, canlı!

YAYINLAMA:

Bir kafeye girdiğinizde gözünüzün yeşile ilişmesi hoş bir histir. Doğadan bir iz, yaşamın küçük bir yansımasıdır çünkü o yeşil yaprak. Ancak o yaprak solmuş, toprağı çatlamışsa; yapraklarının ucunda kahverengilikler başlamışsa ve saksısı sadece kapıyı açık tutmak için kullanılıyorsa, işte orada bir estetikten değil, bir sorumsuzluktan söz ederiz.

Kafelerde, restoranlarda, hatta ofislerde giderek yaygınlaşan bir "canlı bitki dekorasyonu" furyası var. Ancak bu furyanın ardında çoğu zaman gerçek bir bakım ya da sorumluluk duygusu değil, sadece “Instagram'da güzel görünsün” anlayışı yatıyor. Oysa bitkiler biblo değil. Plastik olmadıkları için güzel, canlı oldukları için de değerli.

Göz zevki uğruna alınan bitkilerin saksıları kuru toprakla dolu. Bazıları belki aylarca hiç sulanmamış. Yaprakları kirlilikten rengini kaybetmiş. Gölgede kalmış, güneş yüzü görmemiş. Çünkü "bakacak kimse yok." 

O zaman neden orada? Sadece bir sandalye azalsın diye mi? Ya da menü fiyatlarına doğa dostu imaj eklemek için mi?

Bitkileri süs niyetine alıp sonra onları kendi kaderine terk etmek, sadece bir estetik problemi değil; aynı zamanda bir etik sorun. 

Canlı bir varlığa sadece “görünüş” için yer açıp, ona yaşam alanı değil ölüm bekleme odası sunmak, modern zamanların yeni nezaketsizliği olabilir mi?

Kimi zaman bir saksıdaki kauçuk bitkisi, kapı tutacak diye yere yatırılmış. Kimi zaman kaktüs, “zaten az su istiyor” bahanesiyle ölüme terk edilmiş. Oysa unutulan her bitki, ihmal edilen bir canlıdır. Ve bu, aslında doğaya karşı gösterilen duyarsızlığın küçük ama çok net bir yansımasıdır.

Kafeler, sadece kahve içilen değil; kültürün, sosyal hayatın, kimliğin yeniden üretildiği mekânlardır. Bu yüzden bir kafede solmuş bir çiçek, sadece bir saksı meselesi değildir. Bir bakış açısının, bir yaşam anlayışının işaretidir.

Eğer bakamayacaksanız, lütfen koymayın. Canlıyı süs gibi kullanmak yerine, ona hayat sunacak bir anlayışı benimseyin. Estetik, vicdandan ayrı bir şey değildir. Çünkü güzel olan, yaşar. Yaşamayana ise süs dense ne fayda?

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *